Aksaray
DOLAR32.5935
EURO34.842
ALTIN2512.6
Ferda Bozkurt

Ferda Bozkurt

Mail: ferdabozkurt@gundemaksaray.com

TOPLUMSAL BEYİN NEDİR?

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da güzel ve sade bir ortamda bir toplantıda bulundum.

Toplantıda ilk göze batan “cıvık, ütüsüz ve yağlı saçlı cahil siyasetçilerin olmayışıydı”.

Yerel seçim yaklaşıyor ya bu gibi tipleri her yanınızda görmek mümkündür.

Kendini yönetmekten aciz, cahil, bilgisiz siyasilerin olmayışı havayı çok güzel bir hale getirdi.

İlk defa sonuna kadar bir etkinlikte durabildim.

Aldığım veya alabildiğim notları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Not almak kaçınılmaz bir hal, çünkü okuduğunu ve söylenenlerin yüzde kırkını ancak anlayabilen bir toplum içerisinde yaşıyoruz.

İnsanın kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması, yaşama organize bir şekilde katıldığı, doğa ile uyumlu yaşadığı, kendi kendini yönettiğinden tutun da Demokratik toplumda yerelin üzerinde tahakküm kurmak, bundan dolayıdır ki demokratik yerel yönetimlere nasıl ulaşılması gerektirdiğini anlatan çok sayıda sunum dinledik.

Notlarımda en dikkati çeken; “Toplumsal beyin nedir? Yönetimin demokratik olması neyi ifade eder? Yerelin demokratik olması ne anlama gelir? Yerelin demokratik olmasını engelleyen güçler kimlerdir? Ahlaki- Politik yöntemle demokratik yerel yönetimler arasında nasıl bir ilişki vardır? Devletin zihniyet yapılanmasında yerel yönetim ne anlama gelmektedir? Yerelden başlayarak iktidarın toplumun beynine, hücrelerine sirayet eden anlayış Devlet-Demokrasi anlamına gelmiyor mu? Ezilen toplumsal kesimlerin umudu haline getirilen İşçi Bulma Kurumu görevini gören belediyecilik, bireyleri ikame etmiyor mu? gibi konulardı.

Türkiye'de yerel yönetimler ister Ulusalcı-Milliyetçi Hegemonya olsun, isterse Dinci, Türk-İslamcı Hegemonya olsun Ulus Devlet Anlayışı çerçevesinde belediyecilik mantığı ile somutlaşmıştır.

Bu anlayış binlerce yıllık toplumsal beyne bir saldırıdır.

Toplantıdan çıkınca kendimi sudan çıkmış balığa benzettim.

“Ya arkadaş bizim buralarda bu tip laflar edilmez, edenlere de iyi bakılmaz” düşüncesi ile yol alırken kendimi Sakarya Caddesindeki bizim eski mekanların birinde buldum.

Ömürleri boyu Diyalektik ve yenilikten dem vuran bu mekan müdavimleri hala ile birlikte o kahredici yoksulluğun tüm izleri mekanda hala görülüyordu.

Ne var ne yok sohbetinin ardından ve benim nereden geldiğim sorusuna verdiğim cevaptan sonra tartışma başka boyutlara taşındı.

Bir saatlik sohbet içerisinde öyle daraldım ki, sanki oturduğumuz mekan CİA- MOSSAD tarafından çevrilmiş, bizi dinliyor gibi geldi.

Dikkat ederseniz MİT demedim!

Çünkü bizim arkadaşlar hala Sakarya Caddesindeki her simitçiyi, boyacıyı MİT sanırlar ve o hiç değişmez.

Acele kendimi kapıya attım, en iyi si ben yine güncelleşmiş mekanlara gideyim derken kendimi bizim CHP'li arkadaşların mekanına attım.

Hoş geldin faslından sonra; “Nerelerdesin, hayrola” faslına geçince ben katılmış olduğum toplantıyı kısaca anlattım.

Herkesin ikinci bakışında “kafayı sıyırmaya az kalmış” izlemini aldım.

Zaten arkadaşlara da sık sık telefon geliyordu.

Bir telefonda; “Bugün bir seçmenin evine belediyeden süt gelmemiş, arkadaş onu halletmeye gitti.”.

Tüm bu olaylardan sonra ben kendime ait olan mekana kapağı attım ve bu yaşadıklarım bir bir analiz etmeye çalıştım.

Gerçekten biz ve bizim gibiler uçuk ve arabesk bir toplumda yaşıyoruz.

Durum gittikçe daha da kötüye gidiyor.

Bu toplumun kesinlikle bir aydınlanma yaşaması lazım.

Çok kalıplaşmış bir laf olarak algılanabilir ama Mustafa Kemal Atatürk gerçekten çok büyük işlere imza atmış.

Keşke bir on yıl daha kalsaydı diyerek saat gece yarısını ettim ve otelin yolunu tuttum.

Tüm bunları düşünürken otelin sahibi dostumun o güzel esprisi ile kendime geldim.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar