Demokrasinin kurumsallaşmadığı veya aksayarak işlediği ülkelerde sistem hem iktidarı hem de muhalefeti belirli sınırlar içinde tutmak ve kendi bekasını korumak için çeşitli mekanizmalar kullanır.
Bu dizayn etme süreci genellikle tek bir merkezin mutlak kontrolünden ziyade devlet aygıtının, ekonomik elitlerin ve yerleşik siyasi kültürün karşılıklı etkileşimiyle şekillenir.
Sistemin her iki tarafı da şekillendirme yöntemleri zamanın ruhuna göre değişik şekiller alır.
İktidarın dizayn edilmesi: Bu tür sistemlerde iktidar, dışarıdan bakıldığında sınırsız bir güce sahipmiş gibi görünse de aslında sistemin çizdiği kırmızı çizgilere ve yasal dengelere göbekten bağlıdır.
AKP İktidarının hayata geçirildiği ilk günlerde Avrupa ve ABD Sermayesinin nasıl şaha kalkarak yardım ettikleri aşikâr.
Erdoğan’ın hiçbir sıfatı olmamasına rağmen başta ABD ve Avrupa'nın Başkentlerine ziyareti, ardından Baykal'ın vekillik sürecinde başta Koç Holding olmak üzere İstanbul Sermayesinin neler yaptığı akıllarda mevcuttur.
Bizim esas konumuz muhalefetin dizayn edilmesi.
Sistem, tamamen temizlenmiş bir muhalefet yerine kendi meşruiyetini tazeleyecek ve toplumsal öfkeyi yok edecek kontrollü bir muhalefet alanını tercih eder.
Muhalefetin bu sistemin radarına takılması Deniz Baykal'la başlar. Baykal'ın, Rahmi Koç’un Kocaeli’ndeki villasında CHP'nin Kurmayları ve Erdoğan’la buluşup ondan sonra Erdoğan’ın Vekil olup ardından Başbakan olması bunun neticesidir.
Şimdi herkes haklı olarak Kemal Beyi sarayın adamı olarak suçluyor ya bence Kemal Beyi sarayın adamından çok sistemin adamı olarak değerlendirmek gerekir.
Kemal Bey CHP'nin Genel Başkanı olmadan önce TESEF üyesi değil mi?
George Soros tarafından finansa edilen bu kurumun desteği bile tek başına Kemal Beyin sistemin adamı olduğunun en açık delilidir.
Sistem CHP'yi parçalayıp bölmek için Hukuk eli ile önce seçilmiş başkanları tutuklattı, sonra da partinin iç işlerine müdahale ederek partiyi kendi dar alanına mahkum etti.
Kemal Bey durup dururken mi “helalleşme” lafını ortaya attı!
Bu sözcük tesadüf söylenen bir sözcük değil muhafazakar kesime bir selam verme niteliğinde.
Ve işin en komik yanı sanki Devleti CHP yönetti, bir sürü hata yaptı, bu hatalardan özür anlamında helalleşme çıktı.
Sistem sanki bir işaret noktası yakaladı ki iktidardan gerekli tavizi koparan sistem CHP'nin kendi dar alanına mahkum etti açığa çıkıyor.
CHP yerel seçimde birinci parti olarak çıktı yeni Genel Başkan Özgür bey sanki iktidar olmuş gibi “normalleşme” lafını ortaya attı.
Ortada bir anormallik varsa AKP Hükümetleri yaptı, CHP neden normalleşecek ki herkes bu olaya Fransız kaldı.
Sistem bununla da yetinmedi, muhalefeti bölüp parçalamak için işin rengini daha da arttırdı bu günlere getirdi.
Demokrasinin tam işlemediği bu yapılarda iktidar ve muhalefet aslında birbirini var eden ve meşrulaştıran simbiyotik bir ilişki içindedir.
İktidar varlığını “kötü ve yetersiz bir muhalefet” tehdidine borçludur. Muhalefet ise varlığını ve tabanını “otoriter bir iktidar” karşılığı üzerinden konsolide eder.
Sistem her iki tarafın da aktörlerini, söylemlerini ve hareket alanlarını belirleyerek radikal bir değişimin önünü tıkar ve kendi sürekliliğini garanti altına alır.
Türkiye'nin Ekonomisini bir gecede bitirdim diyen Donald Trump neden birden Erdoğan sevdalısı oldu hiç düşündünüz mü?
Türkiye hangi tavizler sonucu Trump efendinin takdirini aldı? Daha da ilginci muhalefet birkaç cılız ses dışında bu konuyu hiç irdeledi mi?
İrdelemesi mümkün değil çünkü iktidarı da, muhalefeti de sistemin gözetimi altında.
İktidar belediyelerdeki operasyonları bağımsız mahkemeler yapıyor diyor!
Olması gereken de bu zaten.
Ama Trump diyor ki; “Erdoğan sağolsun bir telefonumla Papazı bıraktı.”.
Hani mahkemeler bağımsızdı?
Tüm bunlar olup biterken atanmışlar ile seçilmişler neyi tartışıyor; aldım, verdim ben seni yendim.
Ekonomi bitmiş, emekli aç, eğitim bitmiş, sağlık ticari hale gelmiş bunu düşünen var mı?
İşte tam da sistemin çabasıda bu doğrultuda.
Nato'nun Bildirisinde açıkça ne diyor:
“Gerekirse Nato Üyeleri İran'la savaşır.”.
Bunu siyasiler, akademisyenler, yazarlar, çizerler tartıştı mı?
Bunu tartışamazlar ama sabah akşam CHP kimin olacak atanmışların mı, seçilmişlerin mi kargaşasını gündemden düşürmezler.
Asıl tehlike işte burada!
Mustafa Kemal Atatürk'ün; “Benim iki eserim var. Biri Cumhuriyet, öteki Cumhuriyet Halk partisi” sözünü boşverin.
Siz hala fala bakın kim hain kim değil diye.









Yorum Yazın