(Her şey halkımız için)
Ramazan ziyaretleri yılların geleneksel bir tekrarıdır.
Küçükleri, büyükleri, komşuları, memleketi ramazanda ziyaret etmek bir gelenek haline gelmiştir.
Buna kimsenin diyeceği bir şey yoktur.
Asıl benim dikkatimi çeken Kamu Parası ile iftar çadırları kuran ve Ramazan Ayı’nda siyasetçilerimizin ev ziyaretidir.
Bizim siyasetçiler onbir ay aç bıraktıkları halkımızı nedense Ramazan Ayı’ da pek ziyaret ederler.
Aslında bu ziyaretlerde pilot mahalle ve pilot ev seçimi olduğunu herkes bilir.
Siyasetçimiz gözüne kestirdiği fakir bir mahalle seçer ve o mahallenin fakir bir hanesini ziyaret eder.
Kolilerle yiyecekler gündüzden çanta dolusu o eve gider siyasetçimiz de yanındaki kamerası ile pozunu verir. Bu ziyaretin adı da halkın sorunlarını dinlemek ve halk gibi oruç tuttuğunu ve halk gibi yaşadığının görüntüsüdür aslında.
Ama gerçek hiç de öyle değildir
Riyakar ve aynı zamanda iki yüzlü kasaba siyasetçisinin yeni buluşudur bu iftar yemekleri.
Bir partimizin yöneticileri güya bir öğrenci evi iftar yemeğine katılıyor.
Verdiği poz “yer sofrasında gençlerle tava yiyerek iftarımızı açtık” tavanın resmi ve yerde oturma pozları.
Aksaray'da iki tava yapmanın maliyeti Altı Bin Lira.
Gencimiz bu parayı buluyorsa Kredi Yurtlar Kurumunun verdiği öğrenci kredilerine baş kaldırmaması gerekir.
Ne güzel herkes mutlu yer sofrasında iftar yapmaktan.
Bu düpedüz Feodal bir özlemin dışa yansımasından başka bir şey değildir.
AKP'li bir vekilimiz iftar yemeğine Yüz Bin Lira değerinde çanta ile gitmiş.
Hemen muhalefetten ses geldi: “Vatandaşla iç içe değilsiniz…”.
İktidarın ve muhalefetin halkla içiçe olmasının neye indirgendiğini acı bir şekilde görmüş olduk.
Sevgili siyasetçilerimiz halka siz gitmeyin, halkın sorunları olan açlık, yolsuzluk, eğitim, sağlık gibi bu temel hizmetleri yapın.
Halk gibi giyinerek, halkın bindiği arabalarla halkın sofrasına oturmak halkçılık olmuyor tek kelime ile Zübüklük oluyor.
Peki bu tiyatroya karşı halkımız ne diyor!
Halkımızı da boş sallamayın, onlar da siyasilerimize nasıl yaklaşacağını bilir, şark kurnazlığını elden bırakmaz.
“Neme lazım ileride işimiz düşer” mantığı ile hareket etmesini bilir.
Yani halkımız da iki yüzlüdür samimi değildir.
Samimi sorgulayan, hesap soran bir halk olsaydı yıllarca kendisini açlığa mahkum edenlere oy verir miydi.
İşçi Sınıfına aşıktır bizim Sosyalistler ama işçi oy vermez Sosyalistlere.
Çiftçi şark kurnazıdır, esnaf ikiyüzlüdür bu ülkede, güvenilmezler ve çoğunun tarikat ve cemaatlerle ekonomik bağları vardır.
Böyle bir toplumdan da bu şekilde siyasetçi çıkar.
Halkını bayramdan bayrama, ramazandan ramazana hatırlayan ve onun evinde iftar sofrasına (Yer Sofrası) oturan siyasetçilerimiz bir gün de bir aileyi TBMM Lokantasına götürün de görelim sizi.
İlle de siyaset yapacaksanız dümenden sofralara oturmakla olmaz o halka sorgulamayı ve sınıf bilincini anlatın tabi bu işleri kendiniz biliyorsanız.
Sevgili Halkım sizden bir ricam olacak tabi yapıp yapmamak size ait.
Sizi çok seven siyasetçilerimize bir gün deyin ki; “Maksat bizleri seviyorsunuz, göreviniz bize hizmet etmek, o zaman sizin yerinize biz yönetici olalım, biz size hizmet edelim” deyin bakalım ne manzara ile karşı karşıya kalacaksınız.
Ramazanız ve siyasi ziyaretleriniz bol olsun.










Yorum Yazın